Kırılan Bağlar – Dostluk ve İhanetin Bedeli

8
Share
Copy the link

O gece şehir sessizdi.
Rüzgâr, eski binaların arasından geçerken bir şeyleri hatırlatır gibiydi.
O, pencereden dışarı baktığında, kalbindeki ağırlığın artık kelimelere sığmadığını biliyordu.

Bir hata, bir anda olmuştu. Ama yankısı, bir ömür sürecekti.
İhanetin bedeli, sadece başkalarının gözyaşında değil; insanın kendi vicdanında da ödenirdi.

Güvenin yıkılışı sessiz olur.
Ne bağırış ne kavga…
Sadece bir anda, insanların birbirine bakışındaki sıcaklık kaybolur.
Ve o sıcaklık gitti mi, geriye hiçbir şey kalmaz.

Kadın, sabah olduğunda aynaya baktı.
Karşısında gördüğü kişi, dünün kendisi değildi.
Pişmanlık gözlerinde, yorgunluk omuzlarında bir ağırlık gibiydi.
Ama yine de biliyordu; geçmişi geri alamazdı, fakat geleceği değiştirebilirdi.

Günün ilerleyen saatlerinde bir mektup yazdı.
Her satırı titreyen ellerle doluydu.
Özür dilemek kolay değildi; ama susmak, daha da zordu.

“Kırılan şeyleri onaramam, ama artık sessiz kalmak istemiyorum,”
diye bitirdi.

O mektup, bir son değil, bir başlangıçtı.
Çünkü insan bazen hatasının içinden doğar.
Affedilmek değil, anlamak ister.
Ve anlamak, bazen her şeyden daha büyük bir cezadır.

Comments

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir